← Tüm Kitaplara Dön
Ben Onu Çok Sevdim
Yazar: Kasım Aydın | Okuma: 114
Ben Onu Çok Sevdim

Ben Onu Çok Sevdim

Her hikâye, bir yazara ulaşırken kendine has bir yolculuğa çıkar. Bazıları hayal gücünün kıvrımlarından doğar, bazıları ise hayatın sert gerçeklerinden çıkarak bir yazarın kapısını çalar. Bu hikâye ise sessiz bir çığlığın yankısıyla bana ulaştı.

Kâğıthane’de yıllardır tanıdığım bir dostumdan gelen bir telefonla başladı her şey. O, yıllarca sokaklarında gezdiğim, insanlarını tanıdığım, her köşesinde bir hikâye saklı olan semtin sıradan bir sabahında beni aramıştı.

Kasım Bey, burada ilginizi çekecek bir hikâye var,” dedi. Sesi titrek ama bir o kadar kararlıydı.
“Bir kadın vardı burada… Yıllarca meydanda volta attı, sessizce yürüdü. Adımlarını izleyenler onun ruhunun sessiz çığlıklarını duydu. Ama kimse ona gerçekten dokunamadı. Onun hakkında konuşmanız, bu hikâyeyi duyurmanız lazım.”

İlk başta bu cümlelerin ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadım. Ancak dostumun ısrarıyla Kâğıthane’ye gitmeyi kabul ettim. Orada Ayşe’nin hikâyesini parça parça öğrenmeye başladım. Esnaflar, onu tanıyan birkaç kişi, hatta yoldan geçen insanlar… Hepsi bu kadının sessiz ama trajik hikâyesinin birer tanığıydı.

Herkes Ayşe’yi bir şekilde hatırlıyordu. Kimisi onun adımlarını, kimisi sessizliğini, kimisi ise meydanda yankılanan o tek cümleyi:
“Ben onu çok sevdim.”

Hikâye, tanımadığım bir kadının kaybolmuş hayatına dair bir ipucuyla başladı. Onun hakkında konuşmaya cesaret edemeyen insanlar vardı; bazıları acısını anlayamadıkları için, bazıları ise göz ardı ettikleri için sessiz kalmıştı. Ama zamanla Ayşe’nin hikâyesini anlatan bir kişi çıktı karşıma: Ayşe’nin bir zamanlar kendisine en yakın olan, ama artık tükenmiş ve yorgun düşmüş bir insan… Onun halası, Emine Hanım.

Emine Hanım benimle buluşmayı kabul ettiğinde, yılların ağırlığını taşıyan o gözlerle yüz yüze geldim.

“Ben bu yükü daha fazla taşıyamam,” dedi.
“Ama Ayşe’nin hikâyesini kimse bilmezse, onun çektiği acılar tamamen yok olacak. Onu kurtaramadım ama belki sen onun sesini duyurabilirsin.”

O gün Emine Hanım bana Ayşe’nin hayatını anlattı. Çocukluk yıllarından doktorluk hayallerine, büyük bir sevdaya tutunurken kaybolduğu karanlık yıllara kadar her şeyi…

Bu hikâyeyi yazmak benim için sadece bir görev değil, aynı zamanda bir vicdan borcu oldu. Çünkü Ayşe’nin hikâyesi sadece onun hikâyesi değil; sevilmek uğruna hayatlarını kaybeden, sessizliğe gömülen ve unutulan birçok insanın sesi.

Gazeteci olarak hayatım boyunca birçok insanın hikâyesini dinledim, kaleme aldım. Ancak Ayşe’nin hikâyesi benim için başka bir yerde duruyor. Bu hikâye yalnızca bir kadının trajedisi değil; toplumun sevgi, ihanet, yalnızlık ve duyarsızlık üzerine düşünmesi gereken bir aynadır.

Bu kitabı kaleme alırken Ayşe’nin sesini duymanız, onun adımlarını hissetmeniz ve her adımın altındaki acıyı anlamanız için elimden geleni yaptım. Çünkü Ayşe artık aramızda değil. Ama onun sessiz çığlığı hâlâ yankılanıyor:

“Ben onu çok sevdim.”

Ve işte bu cümle, hayatımda duyduğum en ağır cümlelerden biri olarak zihnimde yer etti. Bu hikâyeyi duyduğunuzda belki siz de benim gibi düşüneceksiniz: Sevgi bazen bir insanı kurtarabilir. Ama yanlış kişiye yöneldiğinde bir insanın yok oluşuna da neden olabilir.

Bazı hikâyeler vardır ki onları yazarken kelimeler kâğıda değil, yüreğe kazınır. Bu hikâye, her kelimesinde acının ve sevginin bir arada yaşandığı; bir insanın hayatındaki en büyük yıkımı nasıl sessizce taşıdığına tanıklık eder.

Bu hikâye Ayşe’nin hikâyesi. Hayatta en büyük suçu “sevmek” olan bir kadının, sevginin ağır bedelini öderken kayboluşunun destanı.

Ayşe, Anadolu’nun bir köşesinde doğmuş, zorluklarla büyümüş, hayata sıkıca tutunmayı öğrenmiş bir kadındı. Çocukken eline dokunan her çiçeğe “güzellik” diyen, gözlerini her kaldırışında gökyüzündeki yıldızlara ulaşmak isteyen, içi umutla dolu bir kız çocuğuydu.

Onun masumiyetini koruyan o çocukluk yıllarını, babaannesinin sobalı evindeki dantelli perdeler süslerdi. Ve o çocuk bir gün büyüdü. Zorluklarla geçen çocukluk günleri yerini genç bir kadının hayallerle dolu kalbine bıraktı.

Bu kitap sadece bir kadının hikâyesi değil. Bu kitap, Ayşe gibi sevginin gölgesinde kaybolmuş, sesini duyuramamış, yitip gitmiş insanların da hikâyesidir.

Ayşe’nin kaderi yalnızca bir kadının trajedisi değil, aynı zamanda bir toplumun unuttuğu ve göz ardı ettiği sessiz çığlıkların sembolüdür.

Eğer bu kitabı elinize aldıysanız Ayşe’yi tanıyın. Onun hayallerini, acılarını ve kaybolmuşluğunu anlamaya çalışın. Çünkü Ayşe sadece bir insan değil; aynı zamanda sevginin yıkıcı gücünün sessiz bir hatırlatıcısıdır.

Bu hikâye bir ders olsun. Çünkü Ayşe’nin kaybolmasına neden olan tek şey, yanlış birine duyduğu büyük sevgi ve hayata karşı taşıdığı büyük inançtı.

Kasım Aydın imzalı bu kitabı tüm seçkin kitap evlerinden, ayrıca D&R, İdefix, Kitapyurdu ve Trendyol’dan satın alabilirsiniz.

www.klasikhane.com